Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

“Bağımsız medya” efsanesi ve çizilen sınırlar

Batı başkentlerini etkileyen, “bağımsız” sanılan en büyük ve prestijli yayın organları da dâhil olmak üzere ana akımın çok büyük kısmı ya hükümet fonlarıyla ayakta durur ya da düzenin gerçek sahibi olan sermayenin doğrudan denetimi altındadır. Bu yüzden bu mecralarda konuşan, yazan, analiz yapan gazeteci, yazar, politikacı ve akademisyenlerin hareket alanı genişmiş gibi görünse de sınırları baştan çizilidir: Sistemin, yani liberal kapitalist düzenin, mümkün olduğunca sarsılmadan yürümesine bekçilik etmek. Bu bekçilik çoğu zaman kaba propaganda gibi işlemez; daha incelikli bir yöntemle ilerler. Düzenin ürettiği yıkım, eşitsizlik, yoksulluk ve savaş; “kötü yönetim”, “yanlış karar”, “lider hatası” gibi başlıklara sıkıştırılır. Sorun işleyişte değil de sanki sadece yönetici kadronun niteliğindeymiş gibi anlatılır. Böylece bilinç kayması yaratılır: Halk, düzenle değil düzenin içindeki “kötü oyuncularla” kavga etmeye ikna edilir.  Bu resme Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu, Münih’teki Güv...

Rantın Rengi Olmaz

Gözlerinizi kapayın. Denizden yüksekliği sadece 30 metreyi bulan, yazın termometrelerin 50 dereceye dayandığı bir şehrin hemen kıyısındasınız. Ovadan yalnızca 10 kilometre uzakta… Şehrin kiri, pusundan uzakta; onu çevreleyen dağların yamacında. Serin bir havuzdan çıktığınızda yüzünüzü ılık rüzgârlar okşuyor. Adana’da bu hayali kuranlar bugünlerde hummalı bir çalışma içinde. Bu yazı, kâğıt üzerinde “ufak” görünen bir imar tartışmasını anlatıyor. Ada, pafta, parsel numaralarına boğulmaya gerek yok; hepsi resmî evraklarda zaten duruyor. Asıl mesele şu: Türkiye’de siyaset, özellikle de imar üzerinden dönen rant söz konusu olduğunda, bir anda kimliğini değiştiriyor. Dün “rant düzeni” diye eleştiren, bugün aynı düzenin diliyle konuşabiliyor. Üstelik bu, sadece Adana’ya özgü değil; memleketin dört bir yanında aynı tablo karşımıza çıkıyor. Konu bağlamında pek tartışılmasa da, CHP’nin İstanbul’da karşılaştığı sorunların belki bir kısmı da Kanal İstanbul'a karşı duruşuyla da ilgili. İktidar ...
Tabela değil, düzen: “Gitsin de Ne Gelsin?” Turgay Develi Özelde memlekette ama genelde de siyasetin en sevdiği oyunlardan biri şu: Koltukları saymak. Kim nerede oturuyor oturacak, kimin yardımcısı kim oldu olacak, hangi bakan değişecek ve yerine kim gelecek, hangi genel başkan “yeni yüz” diye vitrine çıkarılacak… Sonra da bu trafik, sanki hayatımızın derdi buymuş gibi, günlerce haftalarca konuşulur. Çünkü devlet dediğimiz mekanizma, bu yöntemle, yani kim nerede oturursa otursun, bu düzenin devamı için gerekli rızayı üretiyor. Rıza üretilsin ki işler zıvanadan çıkmasın, öfke taşmasın, umutsuzluk örgütlenmesin. Siyaset bunun aracı haline geldiğinde de, seçimler bir “tabela değişimi”nden öte bir işlev görmüyor. “Bu İktidar gitsin” demek kolay ve hatta böyle düşünenlerin haksız olduğu söylenemez. Ama sadece “gitsin” demek, düzenin aynı rayda yeni bir makinistle yoluna devam etmesine de kapı aralıyor. Bugün bize “normalleşme” diye pazarlanan şeyin büyük kısmı, aslında eşitsizliğin normalin...