Ana içeriğe atla

Mehmet Başpınar -1-

Benim patron Özcan Aladağ almış kalemi eline; yerel basına sahip çıkılsın diye, kibar kaynananın, 'kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla' babında dert anlatıyor.

Toplumu bilgilendirmek, onların hak ve çıkarlarını savunmak için kendini, ailesini ve birlikte çalıştığı arkadaşlarının yaşamını öğütse de, gazeteciliği sürdürmeye çalışıyor.

Barış Gazetesi, ünlü Hollandalı ressam Pieter Bruegel'in el ele tutuşmuş körlerin bir bir uçurumdan yuvarlanışını resmettiği "Körlerin Yürüyüşü" tablosunun günlük versiyonu gibi, yılmadan usanmadan her gün körlere ışık olmaya çalışıyor.

Bunun işe yarayıp yaramadığını, şehrimizi yönetenlerin ahlak ve erdem standardına bakarak söyleyecek olursak, başarısız olduğumuz ortada!

Bu itibarla, önümüzde tek yol var; daha çok çalışmalıyız.

Üzerine çöktükleri şehrimizi talan eden, çaldıkları görülmesin, duyulmasın, konuşulmasın diye gazetelerimizi, radyolarımızı, televizyonlarımızı, internet haber sitelerimizi boğup, sahip ve yöneticilerine de itibar suikasti yaparak susturmaya çalışanlara karşı, suya, havaya, toprağa yazmak pahasına gerçeklerin peşinden gitmeliyiz...

Sevgili patronlarım Özcan Aladağ ve Durmuş Ali Başkan, Barış gazetesinin emektarları başta olmak üzere eli kalem tutan, artık fotoğraf makinesi taşımasa da telefonu ile ses ve görüntü kaydeden, bir köşeye itilmiş ya da bir köşeye çekilmiş, mesleğinin onurlu, yüz akı gazeteciler; bu şehrin sizin cesaretinize, sizin meslek aşkınıza ihtiyacı var.

Yazın, okuyun, paylaşın...
Şehrimizi, hırsızlara, namussuzlara teslim etmeyelim...








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kılıçdaroğlu'nun Zihnindeki Yük!

Bazı anlar vardır; zihninizdeki soru, bir dağı sırtlayıp kilometrelerce öteye taşımaktan daha ağır gelir. Umut etmek istiyorum ki, Sayın Kılıçdaroğlu böyle ağır bir yük taşımıyor! Çünkü aşağıda aktaracağım açıklaması ile zihinlere taktığı sorular, kendilerini değersizleştirmiş olanların sadakatini satın aldıklarından oluşturan, cahil Belediye Başkanlarına işaret ediyor. Çocuksu bir özgüven eksikliğinden kaynaklı, zayıflık patolojisi içindeki başkanlar, övgüleri gerçek sanıp içselleştirerek her türlü hataya açık olabilir. Aralarında Adana'nın da bulunduğu İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Muğla, Mersin gibi nüfusun ve milli gelirin neredeyse yarısına yakınını temsil eden 11 Büyük Şehir Belediyesi kendi atadığı Başkanların yönetimindeyken 'Belediyeleri rant dağıtım merkezi olmaktan çıkarmalıyız' diyen sayın Kılıçdaroğlu neden böyle bir açıklama yaptı? Bu açıklamayı yapmadan önce partili belediye başkanlarına özel olarak bunları söylediğini düşünmemiz gerek; çünkü kamuoy...

Yeni gerçeklikler...

Eger barış süreci akamete uğramaz, uğratılmaz, yani alt kimlik milliyetçiliğinin siyaset üzerinde yaptığı serap etkisi dağılırsa ortaya çıkacak sosyolojik iklim, siyasetteki tıkanıklığı açacak seçeneklerin oluşmasının önünü açabilir. Aslında barış sürecinin de siyasi, ekonomik ve jeopolitik tıkanmaların bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Eski hikayeler albenisini kaybettikçe anlatıcılarının özgül ağırlığı da ortadan kayboluyor, farklı yollar aranması kaçınılmaz oluyor. Aynı emareler muhafazakar-laik çatışmasını kaşımanın ekonomik resmin üzerini örtmeye yetmemesi gerçeğinin ayyuka çıkması konusunda da görülebilir. Ama oralara şimdi girmeyelim... Alt kimlik tartışmalarının olmadığı bir Türkiye, siyasetin elle tutulur konular tartışılarak yapılmasını gerektiren bir ortama zemin hazırlayacaktır, en azından umudumuz o yönde. Böyle bir Türkiye'nin siyasi haritası nasıl görünür diye merak edenler varsa, son Almanya seçimlerine bir göz atmalarını öneririm. Sosyal Demokrasi'nin, anavat...

Bu filmi daha önce görmüştük...

Abdullah Öcalan'ın PKK'yı, 'Yenilmedi ama gerekliliği de kalmadı' şeklinde tarifleyerek yaptığı fesih çağrısı, 40 yıldan bu yana akıtılan kanın durdurulacağı umudu yarattı. Barışa amasız, fakatsız evet...  Evet de...  Biz bu filmi daha önce de seyretmiştik sanki. Türkiye kapitalizmi ne zaman krize girse ve eskiyeni yenisiyle değiştirmeye ihtiyaç duysa, mutlaka bir müdahalede bulunuluyor.  Hatırlayalım; Halkın artan refahın paylaşımı ve özgürlük taleplerinin 'iş işten geçmesin' diye kısmen karşılandığı 27 Mayıs darbesinin yanıtı, ülke ekonomisinin küresel düzene entegre edilerek yağmasının önünün açılmasını savunan liberalizmden gelmiş, 12 Eylül öncesinde yaratılan şiddet darbe gerekçesi yapılmış ve 'eskiyen Türkiye'nin yenisiyle değiştirilmesi zapturaptla sağlanmıştı.  Her iki darbeye de destek NATO ve batı başkentlerinden, yani emperyalizmin kalelerinden gelmişti. O Türkiye'de de ağır bir mülksüzleştirme programı Özal eliyle ve IMF ve Dünya bankası ...