Ana içeriğe atla

Çekiç Formülü ve Zeydan Karalar

Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın bazı eski bürokratlarla birlikte çalışmaya devam etmesi, şimdilik yüksek sesle dile getirilmese de  parti içinden şiddetle eleştiriliyor.

Hepimizin bildiği ünlü bir söz var: “Elindeki tek âlet bir çekiçse, bütün sorunlar sana ‘çivi’ gibi görünür.” Çok doğru. Çekiçle çiviye vurur, çiviyi çakarsın.

İş ve aş talepli beklentileri gerçekleşmeyenler için geçen her gün ızdıraptır ve ölçülü eleştirilerinde haklılar da.  Onların sorununun tek çözümü var. Onlara göre çok da basit; ‘onlar gitsin biz gelelim’. Yani çekiç metaforu.

Halbuki sorun eldeki tek “âlet”ten ibaret değil; âlet onlara çözümü böyle gösteriyor; çünkü bir çözümün başka türlü olabileceğini akıllarına getirmemişler, Karalar şimdi elindeki çekicin yanı sıra kendine başka bir âlet bulmaya çalışarak, üreteceği hizmet, dönüştüreceği kadro - seçmen yapısı ile belediye yönetimini kalıcılaştırmaya, böylelikle eleştirildiği partiliyi işe alma kriterini, Belediye yönetimini ‘Adanalı olma’  çerçevesine oturtmaya çalışıyor.

İktidar, çoğunluğun üzerinde egemen olan (hegemonik) bir “ideolojik konsensus”a bağlı. Bu konsensus, kurucu öğeleri her zaman değişebilecek bir koalisyonun ürünü: iktidarı paylaşan (nasıl paylaşacağına karar veren) sınıflar ve sınıf fraksiyonlarından oluşan bir koalisyon var. Buna karşı oluşan ve emeğiyle geçinen sınıf ve sınıf fraksiyonlarını temsil eden koalisyon  “tarihî blok” savaşı ideolojide (yani burada ‘hizmet’ oluyor), yani herkesin kafasının içinde kazanmak durumunda.

Zeydan Başkan bu formülün( Çekiç) daha baştan geçerli kabul edilen bir toplum tipi içinde, nüfusun baskın kısmının kendisi gibi düşünmesini ya da kendi çıkarını bu blokta görmesini sağlaması gibi zor bir dönüşümü başarmaya çalışıyor. İktidarı, yapacaklarını bu çoğunlukla paylaşarak onların onayını, derken desteğini kazanması gerekiyor

Bunun için elinin altında denenmiş başarı formülü yok.

Ama fırsatı ve zamanı var.

Turgay Develi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kılıçdaroğlu'nun Zihnindeki Yük!

Bazı anlar vardır; zihninizdeki soru, bir dağı sırtlayıp kilometrelerce öteye taşımaktan daha ağır gelir. Umut etmek istiyorum ki, Sayın Kılıçdaroğlu böyle ağır bir yük taşımıyor! Çünkü aşağıda aktaracağım açıklaması ile zihinlere taktığı sorular, kendilerini değersizleştirmiş olanların sadakatini satın aldıklarından oluşturan, cahil Belediye Başkanlarına işaret ediyor. Çocuksu bir özgüven eksikliğinden kaynaklı, zayıflık patolojisi içindeki başkanlar, övgüleri gerçek sanıp içselleştirerek her türlü hataya açık olabilir. Aralarında Adana'nın da bulunduğu İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Muğla, Mersin gibi nüfusun ve milli gelirin neredeyse yarısına yakınını temsil eden 11 Büyük Şehir Belediyesi kendi atadığı Başkanların yönetimindeyken 'Belediyeleri rant dağıtım merkezi olmaktan çıkarmalıyız' diyen sayın Kılıçdaroğlu neden böyle bir açıklama yaptı? Bu açıklamayı yapmadan önce partili belediye başkanlarına özel olarak bunları söylediğini düşünmemiz gerek; çünkü kamuoy...

Yeni gerçeklikler...

Eger barış süreci akamete uğramaz, uğratılmaz, yani alt kimlik milliyetçiliğinin siyaset üzerinde yaptığı serap etkisi dağılırsa ortaya çıkacak sosyolojik iklim, siyasetteki tıkanıklığı açacak seçeneklerin oluşmasının önünü açabilir. Aslında barış sürecinin de siyasi, ekonomik ve jeopolitik tıkanmaların bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Eski hikayeler albenisini kaybettikçe anlatıcılarının özgül ağırlığı da ortadan kayboluyor, farklı yollar aranması kaçınılmaz oluyor. Aynı emareler muhafazakar-laik çatışmasını kaşımanın ekonomik resmin üzerini örtmeye yetmemesi gerçeğinin ayyuka çıkması konusunda da görülebilir. Ama oralara şimdi girmeyelim... Alt kimlik tartışmalarının olmadığı bir Türkiye, siyasetin elle tutulur konular tartışılarak yapılmasını gerektiren bir ortama zemin hazırlayacaktır, en azından umudumuz o yönde. Böyle bir Türkiye'nin siyasi haritası nasıl görünür diye merak edenler varsa, son Almanya seçimlerine bir göz atmalarını öneririm. Sosyal Demokrasi'nin, anavat...

Bu filmi daha önce görmüştük...

Abdullah Öcalan'ın PKK'yı, 'Yenilmedi ama gerekliliği de kalmadı' şeklinde tarifleyerek yaptığı fesih çağrısı, 40 yıldan bu yana akıtılan kanın durdurulacağı umudu yarattı. Barışa amasız, fakatsız evet...  Evet de...  Biz bu filmi daha önce de seyretmiştik sanki. Türkiye kapitalizmi ne zaman krize girse ve eskiyeni yenisiyle değiştirmeye ihtiyaç duysa, mutlaka bir müdahalede bulunuluyor.  Hatırlayalım; Halkın artan refahın paylaşımı ve özgürlük taleplerinin 'iş işten geçmesin' diye kısmen karşılandığı 27 Mayıs darbesinin yanıtı, ülke ekonomisinin küresel düzene entegre edilerek yağmasının önünün açılmasını savunan liberalizmden gelmiş, 12 Eylül öncesinde yaratılan şiddet darbe gerekçesi yapılmış ve 'eskiyen Türkiye'nin yenisiyle değiştirilmesi zapturaptla sağlanmıştı.  Her iki darbeye de destek NATO ve batı başkentlerinden, yani emperyalizmin kalelerinden gelmişti. O Türkiye'de de ağır bir mülksüzleştirme programı Özal eliyle ve IMF ve Dünya bankası ...