Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İki eşik, tek tarihsel sorumluluk

Türkiye, önümüzdeki dönemde yalnızca günlük siyasetin dengelerini değil, birlikte yaşama biçimimizi de belirleyecek iki önemli tartışmayla karşı karşıya kalacaktır: Bir tarafta yeniden gündeme taşınan yeni anayasa arayışı, öte tarafta ise Cumhuriyet’i kuran siyasal iradenin örgütlü ifadesi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni yönetiminin bu konu da dahil nasıl bir gelecek tasavvuru olduğu ve bunu gerçekleştirmek için de nasıl bir yol izleyeceği. Anayasa konusunda bugün ortalık görece sessiz olabilir. Fakat bu sessizlik, konunun önemsiz olduğunu değil, tarafların hesaplarını ve hazırlıklarını sürdürdüğünü gösteriyor. Bu açıdan, meseleyi, kararlar verilip pazarlıklar tamamlandıktan sonra değil, şimdiden tartışmak gerekir. Çünkü anayasa maddeleri, o metnin hangi siyasal ihtiyaçtan doğduğu, kimlerin arasında hazırlandığı ve kimin geleceğini güvence altına almayı hedeflediği açısından belirleyicidir. İktidarın izlemesi muhtemel yol giderek belirginleşiyor. Önce çözüm sürecinin hukuki çerçe...

İpte sallanan boksör

Türkiye'yi son yirmi küsür yılda kasıp kavuran Erdoğan fenomenini yalnızca onun kişisel özellikleri, iktidar tutkusu ya da giderek sertleşen yönetim anlayışı üzerinden açıklamak, Türkiye’nin son yarım yüzyıllık dönüşümünü anlamaya yetmez. Erdoğan, 12 Eylül’den 24 Ocak kararlarına, Gümrük Birliği ve benzeri uluslararası anlaşmalardan Kemal Derviş yasalarına ve IMF reçetelerine uzanan ekonomi politik hattın içinde yükselmiş; o düzenin sağladığı imkânlarla iktidara gelmiş ve uzun süre onun en etkili uygulayıcılarından biri olmuştur. Onu önceki liderlerden ayıran temel özellik, neoliberal politikaların kaçınılmaz olarak ürettiği krizler kapıya dayandığında, kendisinden öncekiler gibi siyasi mezarlığa gönderilmemek için devletin ve siyasetin bütün araçlarını kullanarak pozisyonunu koruyabilmiş olmasıdır. İttifaklarını değiştirmiş, kurumları kendi iktidarının ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirmiş, uluslararası sermayenin çizdiği sınırları kendi lehine esnetmiş ve hatta delmiştir. Bug...

CHP Hangi Cumhuriyetin Partisi Olacak?

CHP çok uzun zamandır yalnızca kötü yönetilen bir parti değildir; daha ciddi olan, 1940'lı yıllardan itibaren kendisine ait olmayan bir siyasal aklın içine sıkışmış olmasıdır. Bunu söylerken konuya günlük parti içi çekişmeler, kurultay hesapları, adaylık yarışları, belediye dengeleri ya da ekranlarda kimin daha çok göründüğü tartışmalarının ötesinden bakıyorum. Asıl soru çok daha derinde: CHP hâlâ Cumhuriyet’in kurucu iradesini taşıyan bir parti midir, yoksa emperyalizmin rızasını “demokratlık”, piyasaya teslimiyeti “rasyonellik”, finans çevrelerine güven vermeyi “sorumlu siyaset” sayan bir sosyal demokrasi anlayışının vitrinine mi dönüşmektedir? CHP’nin önünde bugün iki yol var: Ya devrimler yapmış, devlet kurmuş, ümmetten ulus, kuldan yurttaş yaratmış; işgal altındaki bir ülkeden bağımsız bir Cumhuriyet çıkarmış tarihsel iradenin bugünkü temsilcisi olacak... Ya da kendi kurduğu Cumhuriyet’e yabancılaşmış, halkçılığı seçim bildirgelerine sıkıştırmış, devletçiliği utangaç bir nosta...