Önceki yazılarda isimsiz ve sessiz çoğunluğun hayat mücadelesine farklı açılardan bakarak bu noktaya kadar geldik: Gençler okuyor, mezun oluyor, girebilirse bir işe giriyor ama aldığı maaşla hayat kuramıyor, bir odanın kapısını kapatacak kadar bağımsızlaşamıyor. Kirasını, faturasını, yol parasını, gıdasını, belki ailesine vereceği desteği düştükten sonra geriye gelecek diye bir şey kalmadığını fark ediyor. Ev kurmak, aile kurmak, bir şehirde kendi başına yaşamak, çocuk sahibi olmayı düşünmek, hatta bazen eş-dostla bir akşam yemeğine çıkmak bile artık yalnızca sosyal bir tercih değil, ekonomik bir imkansızlığa dönüşmüş durumda... Buraya kadar görünür olan maddi baskıları ve 'dışarıdaki' hayatı bu yazıda geride bırakıp, takip ettiğimiz sessiz milyonların içine dönmek ve bu gittikçe ağırlaşan hayatın, insanların iç sesini dahi nasıl ele geçirdiğine değinmek istiyorum. İç ses de önemlidir çünkü bu sistem, yalnızca eşitsizlik üretip bunu insanların hayatına sokmakla kalmaz; eşitsizl...