Bu yazı dizisi kapsamında geçtiğimiz beş haftada, insan hayatının her yönden nasıl kuşatıldığının, hayatın nasıl ağırlaştığının detaylarına girdik. Kendisine verilen bütün gelecek vaatleri boşa çıkan, ne okuduğu okulun ve aldığı diplomanın, ne yaptığı işin ve verdiği emeğin bir önemi, bir karşılığı olmayan; hayatı hayatta kalma mücadelesiyle geçen, tüm teselli imkanları elinden alınmış, tüketime, dört duvar arasına ve ekran karşısına hapsedilmiş yorgun, yalnız, bıkkın ve umutsuz milyonların hayat öykülerini takip ederek buraya geldik. Geldiğimiz noktada, bu kadar kuşatılmış bir hayatın, insanın zihninde, bedeninde ve toplumun genel sağlığındaki karşılığına bakmamız gerekir. Geçen haftaki yazımın son cümlesinde, "Hasta olan yalnızca insanlar mı, yoksa hayatı kurma biçimimizin kendisi mi?" sorusunu sormuştum. Retorikten çıkıp, somut gerçekliklere bakalım. Bu yazıyı daha az yorum ve daha çok istatistik üzerine kurmanın yeterli olduğu kanaatindeyim, zira 1980'li yıllardan it...