Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hayat neden bu kadar ağırlaştı? - 6

Bu yazı dizisi kapsamında geçtiğimiz beş haftada, insan hayatının her yönden nasıl kuşatıldığının, hayatın nasıl ağırlaştığının detaylarına girdik. Kendisine verilen bütün gelecek vaatleri boşa çıkan, ne okuduğu okulun ve aldığı diplomanın, ne yaptığı işin ve verdiği emeğin bir önemi, bir karşılığı olmayan; hayatı hayatta kalma mücadelesiyle geçen, tüm teselli imkanları elinden alınmış, tüketime, dört duvar arasına ve ekran karşısına hapsedilmiş yorgun, yalnız, bıkkın ve umutsuz milyonların hayat öykülerini takip ederek buraya geldik. Geldiğimiz noktada, bu kadar kuşatılmış bir hayatın, insanın zihninde, bedeninde ve toplumun genel sağlığındaki karşılığına bakmamız gerekir. Geçen haftaki yazımın son cümlesinde, "Hasta olan yalnızca insanlar mı, yoksa hayatı kurma biçimimizin kendisi mi?" sorusunu sormuştum.  Retorikten çıkıp, somut gerçekliklere bakalım. Bu yazıyı daha az yorum ve daha çok istatistik üzerine kurmanın yeterli olduğu kanaatindeyim, zira 1980'li yıllardan it...

Hayat Neden Bu Kadar Ağırlaştı? - 2

Bu dizinin ilk yazısında, Türkiye’de ve dünyada yaşanan sorunların birbirinden bağımsız arızalar değil, daha büyük bir düzen krizinin parçaları olduğunu belirtip, bu parçaları bir araya getirerek fotoğrafın tamamını gözler önüne sermenin gerekliliğinden bahsetmiştim. Bu ikinci yazıda o krizin belki de ilk somut durağına, eğitimden çalışma hayatına uzanan yolculuğa değinmek istiyorum.  Bir dönem eğitim, yoksul ve orta halli aileler için en güçlü gelecek vaadiydi. Çocuk okusun, meslek sahibi olsun, düzenli bir işi olsun, kendi ayakları üzerinde dursun istenirdi. Anne babaların çocuklarına kurduğu büyük cümle buydu: “Oku, kendini kurtar.” Bugün çöken şey biraz da bu sözün kendisidir. Artık okumak, diploma almak, hatta vaaz edildiği üzere kendini sürekli geliştirmek bile insana güvenli bir gelecek sağlamaya yetmiyor. Bu düzenin içine doğan kuşaklar, çocukluklarından itibaren sınavlara, kurslara, sertifikalara, stajlara, mülakatlara ve bitmeyen bir kendini ispat sürecine mahkum edildi. ...

Hayat neden bu kadar ağırlaştı? - 5

Dizinin önceki yazılarında insanların hayat kurma imkânlarının nasıl daraldığına farklı açılardan bakmaya çalıştık. Genç okuyor, mezun oluyor, iş bulabilirse çalışmaya başlıyor; fakat aldığı ücretle ne bağımsızlaşabiliyor, ne güvenli bir gelecek planlayabiliyor, ne de çoğu zaman kendine ait küçük bir hayat alanı kurabiliyor. Ev pahalı, şehir pahalı, dışarı çıkmak pahalı, çocuk sahibi olmak pahalı, yaşlı bakımı pahalı, sosyalleşmek bile giderek daha pahalı. Bütün bunların üstüne bir de insana sürekli olarak yaşadığı ve memnun olmadığı hayatın kendi yetersizliğinden kaynaklandığı söyleniyor: Daha çok çalışmalı, daha esnek olmalı, daha girişken davranmalı, daha disiplinli yaşamalı, daha güçlü kalmalı... Bugün de tüm bunlardan bunalan ve günün sonunda fethedilen 'dışarıdan' kaçıp yorgun argın evine sığınan ya da yalnızca biraz kafa dağıtmak isteyen insanın başına gelenlere bakalım isterim.  Bir zamanlar boş zaman dediğimiz şey, hiç değilse kısmen insanın kendisine ait bir zaman ve ...

Hayat neden bu kadar ağırlaştı; O duvar neden orda duruyor ?- 4

Önceki yazılarda isimsiz ve sessiz çoğunluğun hayat mücadelesine farklı açılardan bakarak bu noktaya kadar geldik: Gençler okuyor, mezun oluyor, girebilirse bir işe giriyor ama aldığı maaşla hayat kuramıyor, bir odanın kapısını kapatacak kadar bağımsızlaşamıyor. Kirasını, faturasını, yol parasını, gıdasını, belki ailesine vereceği desteği düştükten sonra geriye gelecek diye bir şey kalmadığını fark ediyor. Ev kurmak, aile kurmak, bir şehirde kendi başına yaşamak, çocuk sahibi olmayı düşünmek, hatta bazen eş-dostla bir akşam yemeğine çıkmak bile artık yalnızca sosyal bir tercih değil, ekonomik bir imkansızlığa dönüşmüş durumda... Buraya kadar görünür olan maddi baskıları ve 'dışarıdaki' hayatı bu yazıda geride bırakıp, takip ettiğimiz sessiz milyonların içine dönmek ve bu gittikçe ağırlaşan hayatın, insanların iç sesini dahi nasıl ele geçirdiğine değinmek istiyorum. İç ses de önemlidir çünkü bu sistem, yalnızca eşitsizlik üretip bunu insanların hayatına sokmakla kalmaz; eşitsizl...