Ana içeriğe atla

Kıyamet senaryosu...

Bütün alametler Erdoğan'ın önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerini krize çevireceğini ve merkezine belediyelerin yerleştirildiği bir kıyamet senaryosun hazırlandığını gösteriyor.

Hatırlanacaktır, 2001 finansal krizi, 15 günde çıkarılan 15 yasa ile halkın sırtına yüklenmiş ve ülkemizin neoliberalizme çapalanması karşılığında IMF'den sağlanan sıcak borç para ile baskılanmıştı.

Krizin faturası DSP-ANAP-MHP hükümetine kesilince, bu partiler yüzde 10'luk seçim barajı altında kalmıştı. Borç para ile kur ve enflasyon rakamlarında sağlanan düşüş, AKP'nin, kuruluşunun hemen ardından 2002 Kasım ve 2007 Temmuz aylarında yapılan ilk iki seçimi güle oynaya kazanmasını sağlamıştı.

Erdoğan'ın ilk ciddi sınavı 2010 Anayasa referandumuydu. Bunu "Mezardakiler bile oy kullanmalı" çağrıları ve "Yetmez ama evetçi"lerin kendilerini kullandırmasıyla geçmişti.

İkinci kritik sınavı ise 7 Haziran 2015 seçiminde %40,9 oy ile parlamentoda çoğunluğu yitirmesinin ardından geldi. Bu sonuçlarla tek başına iktidar olma gücünü kaybedince, iktidar erkini paylaşmaktansa ülke kan ve terör baskısı altında yapılan 1 Kasım seçimlerine taşındı ve AKP orada %49.49 oy alarak gücünü yeniden tesis etti.

Dönemin AKP Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu, partisinden kovulunca 1 Kasım'a giden o günleri kirli ve karanlık olarak işaretlemiş, konuşursam da yer yerinden oynar diye tarif etmişti. Şimdi Erdoğan karşıtı Millet ittifakı cephesine yakın ve dolayısıyla bir kez daha siyaset yapma ruhsatı arıyor ama konuşma cesaretini hala toplayamamış olmalı ki, her konuda konuşsa da bu konuda susuyor.

Erdoğan 2017 Nisan ayında yapılan Anayasa referandumunda istediğini ise % 49/51 dengesiyle almıştı. Sonuçları etkilediği ileri sürülen milyonlarca geçersiz, mühürsüz oy ve benzeri itirazlara cevabı "Atı alan Üsküdar'ı geçti" olmuştu.

İstanbul'u 2019 Mart'ındaki seçimlerde vermeye gönlü razı gelmeyince, veya gelmeyen birilerinin telkiniyle, Haziran ayında bir seçim daha yaptırdı ama fark açılınca başka bir arıza çıkarmak yerine İstanbul'u teslim etti. AKP Ankara başta olmak üzere bazı Büyükşehir Belediyelerini de kaybetmesine rağmen, Türkiye genelinde halen büyük bir sandık gücünü elde tutuyor.

Buraya kadar olanı özetleyecek olursak, Erdoğan şimdiye kadar ister referandum, ister yerel, isterse genel olsun, girdiği her seçim için istediği sonucu alana kadar uygulayabileceği ve sonuçta asla kaybetmeyeceği senaryoları uygulamayı başardı.

2019 Mart'ında yapılan yerel seçimlerden hemen sonra yaptığı bir konuşmada "CHP'li belediyeleri yakın takibe alın" demesi, son Kızılcahamam toplantısında da "Mehmet Bey (Özhaseki) kardeşim az önce söyledi. Her birinin (belediyeler) başına bir ajans dikmişler. Yaptıkları yapmadıkları işleri kendileri yapmış gibi anlatıyorlar. Önümüzdeki yıl (2022) CHP'li Belediye Başkanlarının sokağa çıkacak yüzü kalmayacak" sözleri de buna delalet olabilir. Ama her halde en dikkate alınması gereken ise " 20 yıllık birikimimizi size yedirmeyeceğiz herhalde yahu" sözleri olsa gerek.

Önce İBB, şimdilerde ise Ankara Belediyesi üzerinden yürütülen "teröristleri işe aldılar" propagandası veya ileri sürülecek herhangi başka iddialar da bunun zeminini oluşturma gayretine dönük olsa gerek.

Bu veya başka tür iddiaların gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmasına da gerek yok, çünkü bu, hedefe koydukları başkanları görevden almak için geçmişte de kullandıkları bir yöntem. En can alıcı örneklerden birisi olarak, Erdoğan'la ters düşerek MHP'den seçilen Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak'ın başına gelenleri verebiliriz. Sonradan aklandığı bir iddia ile açığa alınıp 4 yıl koltuğuna oturtulmamış, yerine meclisten bir başkan seçilmişti.

Açık örnekte de görüldüğü gibi, iddiaların doğru olması gerekmiyor; önemli olan Üsküdar'ı geçmek için gerekçe yaratılmasıdır!

CHP'li Belediye Başkanlarını sık sık "Belediyeleri rant dağıtım merkezi olmaktan çıkarmalıyız" diyerek uyaran Kılıçdaroğlu'nun bu sözleri genel bir doğruya işaret ediyor olsa da, aslında daha çok iktidarın eline koz vermeme amaçlı bir "Temiz kalın, ranta, akçeli ilişkilere bulaşmayın" uyarısı sayılmalı.

Gelinen aşamada CHP'nin yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Seyit Torun'un başkanlığında belediyelere karşı yapılacak suçlama temelli girişimlere karşı oluşturulan komisyonun bu saldırıları önleme kapasitesi de test edilmeden bilinemeyecek.

Sonuç itibariyle, geçmiş seçimlerin hiçbirisi kendisi için hayat memat meselesi olmadığı halde gösterdiği refleks orta yerde dururken, Erdoğan'ın bu kez en kritik eşikte yakalandığı seçimler için kendisine bir sınır çizip çizmediğini ise bilmiyoruz.

Bilinen ise her geçen gün yaygınlaşıp derinleşen yoksulluğun nedeni, adına ister cumhur isterse millet denilen ittifaklara üye ya da yakın olan partilerin hepsinin birden savunduğu ekonomi politikaları olduğu gerçeği.

Bu gerçeği bilince çıkarıp, kamucu, planlamacı yeni bir politik iklim yaratabilmeliyiz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CHP'de nasıl kurultay delegesi olunuyor?

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türkiye'deki tüm il kongrelerini, 4-5 Kasım tarihleri arasında yapılacak kurultaya giden yolun taşlarını döşemeleri sebebiyle yakından izliyor, kimlerin başkan, kimlerin kurultay delegesi yapıldığını isim isim takip ediyorum. Bu ilgim, illerde oluşturulan kurultay delegasyonunun zihni kolonlarını inceleyerek bu inşa sürecinin sonucunda ortaya çıkacak yapının kurultayda nasıl bir irade ortaya koyacağını ve dolayısıyla oluşacak iradenin partinin iktidar olamama sorununa çözüm üretip üret(e)meyeceğini anlamaya çalışmaktan kaynaklanıyor. Adana kongresi henüz yapılmadığı için kimin il başkanı ve kimlerin de kurultay delegesi olacağı henüz listelenmemiş durumda. Buraya (Adana'ya) ilişkin söz hakkımız baki kalmak kaydıyla merak edenler için ifade etmeliyim ki, tüm Türkiye'de, öteden beri hep olduğu gibi, kongrelerde maalesef çok az siyaset konuşuluyor. İllerdeki kongrelerde temel motivasyon, kalemi elinde bulunduranların aldıkları temsil vekâletinin

Kalıp

Herhalde dünyadaki, ülkemiz, bölgemiz ve hatta şehrimizdeki bütün zenginliği paylaşan bir avuç kişinin en büyük korkusu, bir gün, neyi nasıl düşüneceğimizi, neye nasıl tepki vereceğimizi; neyin ahlaki, neyin kabul edilebilir sınırlar içerisinde olduğuna dair zihnimize çizdikleri sınırları aşmaya cüret edebileceğimiz olmalı...   Korkularının bir gün gerçeğe dönüşmemesi için ise, yerelden başlayarak bütün yerküreye yayılmış televizyonları, gazeteleri, sosyal medyaları, haberleri ile her saniye neye gülmemiz, neye üzülmemiz ve hatta nasıl eğlenmemiz gerektiğine dair alt metinlerle dolu filmler, belgeseller, diziler çekip yayınlıyorlar. Bu sınırları zorlayanları terörist, farklı düşünenleri 'aşırı uç' olarak ilan edecek kanaat önderleri yaratıp besliyorlar. Kendilerine muhalif olanların bir kısmını deli olarak damgalayıp toplum dışına, kanun diye yazdıkları talimnamelere uymayanları da çıkarlarını korumak için tesis edilmiş mahkemeler eliyle cezaevlerine atıyorlar. Bütün bu işleyiş

Deli gömleği...

Yerel seçimler, bir çoğunu yakından tanıdığım çok sayıda ismin yeniden yahut ilk kez seçilerek belediye başkanlığı koltuğuna oturmasıyla, benim de üyesi olduğum CHP'nin 'zaferiyle' sonuçlandı. Bu vesileyle seçilen herkesi kutluyor ve başarılar diliyorum. ... Yerel seçimlerde yurttaşların tercihlerini belirleyen temel dinamiğin, emekli maaşlarının ve asgari ücretin enflasyona yenik düşmesi sonucu iyice hissedilir hale gelen yoksulluk olduğu görülüyor. Seçilen belediye başkanlarının ücret artışları noktasında ellerinden bir şey gelmeyeceği bilinerek yapılan bu tercihi ise biriken öfkenin bir sonucu olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu durumda bu öfke patlamasının sofralara tek etkisi (o da olursa), yoksulluğun etkilerini ancak hafifletebilecek olan sosyal yardımların muhalif belediyeler kanalıyla arttırılması olabilecektir. Yerel seçim sonuçlarını, bir yönüyle ve kısmen, genel iktidara yürümesi için CHP'ye verilen bir avans olarak görmek mümkün. Milli görüş’ün yerelden gen