Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dibe doğru yarış...

Bu aralar Türkiye siyasetinde nur topu gibi yeni bir dinamiğimiz var. AKP'nin eski bir seçim şarkısına nazire yaparcasına, muhalefetin hükümeti sıkıştırmak adına verdiği vaatler, hükümet tarafından haftası dolmadan 'ödünç alınarak' icraata dökülüyor.  Bunun son örneğini, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun vatandaşlara, varlık yönetim şirketlerine satılan borçlarını ödememeleri yönünde çağrı yapmasının ardından hükümetten gelen açıklamada gördük. İcra borçlarının 2000 Liralık bölümünü devlet üstlenecek, fakir fukara bayram edecekmiş. Bu dinamik günümüzün iktidarı ve muhalefetine özgü de değil. Türkiye'de siyaset uzun yıllardır, akılsızca bir poker oyununu andırırcasına, bir partinin vaadini diğer partinin görüp arttırmasından ibaret.  "Onlar sizi 50 yaşında emekli ediyorsa biz 40 yaşında emekli ederiz!" "Onlar 2000 TL borç siliyorsa biz 3000 TL sileriz!" "Çiftçiye mazot 5TL!" "Hayır 3TL!" ... Tüm dünyada ekonomi bilimi ve akade...

Bir başka seçenek...

Sol'u takip edenler, yazılarımda, Erdoğan'ın 20 yıllık iktidarı süresince elinde biriktirdiği güçlere dikkat çektiğimi, içeride ve dışarıdaki olgu ve olaylar karşısında iktidarda kalabilme kabiliyetini geliştirdiğini ve onun bu güç ve bunu kullanma kapasitesini hafife alanların hayal kırıklıklarının derin olabileceğine dönük uyarılarımı hatırlayacaktır. Uyarılarımın ütopik bulanların ve Erdoğan'ın gidişinin durdurulamayacağına inananların açıklamalarının şiddeti yavaş yavaş azalıyor. Artık bir çok farklı çevreden ve hemen her gün Erdoğan'ın bu yönde attığı adımların karşılığının görülmeye başlandığına dair demeçler verilip, makaleler yayınlanıyor. Özellikle para musluğunun başında oturan batı başkentlerini etkileyen The NewYork Times, Financial Times, Foreign Policy, LE FIGARO ve daha bir çok yayın organı ve araştırmacı, akademisyen, yazarın sadece son bir hafta içinde yazdıkları onlarca yazıyla Erdoğan'ın aşağıya dönük ekonomi verilerini dengelediğini, uluslararası...

Geleceğin ayak sesleri...

Türkiye'de siyaseti temelden değiştirip şekillendirecek bazı gelişmelerin ayak sesleri duyuluyor. Bazı sadık kalemler tarafından eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yine, yeniden ve bir kez daha gündeme taşınmasının muhafazakar cenahta; Barzani'ye kadar gidip ülke sınırları içerisinde etkili olduğu bilinen bazı aşiretlere örgüt anahtarlarının verilmesinin ise güneydoğuda kayda değer bir oy sıçramasına yol açması yönündeki nafile çabalardan bahsetmiyorum elbette. Bu ayak seslerinin, Babacan ya da Davutoğlu'nun kendilerini Erdoğan'ın yerine ikame edebilmek için içeride ve dışarıdaki çırpınışlarının akıbetiyle de; önümüzdeki seçimlerde muhalefet adayının kim olacağıyla da, seçim sonuçlarıyla da, sonuçların yaratacağı muhtemel gelişmelerin ne olacağıyla da alakası yok. Ben de, sizin gibi, ne yeni kurulan partilerin, ne mevcut ya da yeni kurulacağı açıklanan ittifakların ne de eski çınarların yöneticilerinin, ne de mevcut ya da yeni kurulacak ittifakların siyaseti temelde...

Çözene 'Balkon konuşması' yaptırabilecek formül...

Ülkemizde büyük bir 'Hırsız vaaar!' korosu oluştu. Bu koro üyelerinin hayatlarından memnun olmayanları Yılmaz Özdil'i okuyup, Uğur Dündar'ı izliyor ve çoğu da çareyi Sedat Peker'de arıyorlar. Memlekette yaşanan bütün sorunların merkezine Erdoğan'ı yerleştirip, 6'lı masa mukimlerini de, yancılarıyla beraber, tüm bu sorunların çözümü olarak sunuyorlar. İşleri, güçleri, bizim, kim tarafından, hangi yöntemler kullanarak soyulduğumuzu anlatmak. Bu koronun siyasetçi olan üyeleri, ülkede kaç lira ihtiyaç veya tüketici kredisi kullanıldığı, kaç şirketin/kişinin toplam kaç liralık kredisinin temerrüde düştüğü, hangi dairede kaç tane icra dosyası olduğu gibi rakamlarla iktidara çatar, muhaliflik oynar. Koro üyelerinden köşesi, televizyon ekranı, sohbet odası olanları ya da Twitter'dan koroya katılanları ise (konvansiyonel savaştaki düşman hatlarını yıpratmak için yapılan topçu ateşi gibi!) mütemadiyen benzer şeyleri (sonuçları, ama asla nedenleri değil) bağırarak ...

Erdoğan'ın yolu...

Seçim sancılarının yoğunlaştığı ülkemizde, bozulan ekonomik göstergeler AKP iktidarını sarsarken, Erdoğan yeniden iktidar olabilmek için bir mucize arıyor. Seçeneği fazla değil; Birincisi; neoliberal uluslararası sermaye, ABD'nin neocon'ları ve bunların Avrupalı 'yoldaş'larının 2001 krizi ile kutusuna koyup kurdelasını bağlayarak kendisine hediye ettiği iktidarı devretmek ve (olursa) sonuçlarıyla yüzleşmek. İkincisi ise zor olan yol: Batıyla arasının gerçekten açılmaya başladığı ve döviz kuru ataklarının başladığı 2018 yılından itibaren ilk kez önümüzdeki seçimde seçmeni ikna ederek 'asaleten' iktidar olmaya çalışmak. Erdoğan'ın iktidar koltuğuna oturmasından (kesin tarih tartışmaya açık olmakla birlikte) 2018 yılına kadar geçen sürede görünürde iktidarda olan AKP olmakla birlikte AKP'nin aslında bir vekil, bir taşeron olduğunu; asaleten iktidarın ise aslında AKP'yi iktidara getiren ve yukarıda bahsettiğim çıkar gruplarına ait olduğunu artık sağır su...

Cemil Çiçek

Türkiye'nin geleceğine dair kafa yoranların, aslında neler olup bittiği sorusunun cevabına biraz daha yaklaşabilmeleri adına geçen hafta önce Milliyet'ten Abdullah Karakuş'a, sonrasında da Sözcü'den Aytunç Erkin'e konuşan; son olarak da Murat Yetkin'in hatırlatma dozu ile gündemde tuttuğu Cemil Çiçek'in açıklamalarını enine boyuna tahlil etmelerini öneririm. Cemil Çiçek'in açıklamaları arasında ön plana çıkan birkaç nokta var, kısaca özetlemek gerekirse: 1- 15 Temmuz darbesi bir kurmay planlaması, arkasında da ABD var. Bunun ortaya çıkmaması için de iade taleplerini yerine getirmiyorlar. 2 - Türkiye'de 7-8 büyük ülkenin önemli istihbarat elemanları yasal ya da yasal olmayan organizasyonlar içerisinde faaliyet gösteriyorlar. Türkiye’deki değişik sosyolojik grupların organizasyonlarında çalışıyorlar. 15 Temmuz ile bir daha karşılaşmak istemiyorsak bu birinci sınıf istihbaratçıların görev yaptığı organizasyonlara dikkat etmek gerekir. 3- Dinde kayıt dış...

Anket yalanlarıyla örülen sanal gerçeklik...

Anket, bir varlığın miktarını, sayısını, niteliğini, kalitesini, değerini ya da şeklini ölçmek adına bilimin yol göstericiliğinde yapılan çalışmalara verilen addır. Böyle olmakla beraber, aynı adı ve yöntemi kullandıklarını söyleseler de, Türkiye'de kamuoyunun siyasi eğilimlerini ölçtüğünü iddia eden şirketlerce açıklanan ve siyasetin gündemini belirleyen rakamları ciddiye alıp üzerine tartışmanın bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Böyle düşünmemin sebebi gayet basit: Gazete ve haber sitelerine yaptıkları çalışmaları gönderip yayınlanmasını sağlayan ya da televizyonlara çıkıp bunları anlatan kamuoyu araştırma şirketlerinin sahipleri ya da yöneticilerinin elindeki rakamların, bir kaç istisna saklı kalmak kaydıyla, aynı tornadan çıktığını biliyorum. 'Anket yaptık, şunu sorduk, bu cevabı aldık' diyenlere gerçekten inanan, gerçekten kamuoyunun nabzının ölçüldüğünü ve bunun haber değeri taşıdığını düşünerek bunlara televizyon ekranlarında, gazete ya da haber sitelerinde yer vere...